21/12/2007 ·

Yorum (2) Yorum yaz!

6/9/2007 ·

DUYURU

MSN DAHİLİNDE KENDİLERİYLE İRTİBATIM OLAN BLOGCU ARKADAŞLARIMA,

 

03.09.2007 İTİBARİYLE MSN  HESABIM ÇALINMIŞTIR. HESABIMDAN GELECEK  MAİLLERE VE ANLIK İLETİLERE İTİBAR ETMEYİNİZ. BAŞKA HESAP ALMAYI DÜŞÜNMÜYORUM.TEPKİMİ BÖYLE KOYUYORUM. BENDEN BİR İSTEĞİNİZ OLURSA YA DA OLUR DA ÖZLERSENİZ BENİ -SANMIYORUM AMA:)-  BURDAN YAZABİLİRSİNİZ BANA.BİLGİNİZE...

 

HEPİNİZE MUTLU SAĞLIKLI HUZUR DOLU GÜNLER DİLİYORUM.

Yorum (6) Yorum yaz!

24/7/2007 ·

YoRuLDuM

Sanki onu kovalıyorum

Dehşete düşmüşüm yoruluyorum

Süzüle süzüle duruluyorum

Peşimde kocaman bir gölgesi var

                                                **mesruri**

Yorum (2) Yorum yaz!

16/7/2007 ·

Mu'tezile

Mu'tezile, İslâm dinindeki bir itikâdî mezhep. Mu'tezile kelimesi (i'tezele sözcüğünden türeyerek) ayrılanlar mânâsına gelir[1] [2]. Mutezile mezhebinden olan kişiye mutezili denir. Mu'tezile mezhebi ise kendini ehlü'l-adl ve'ttevhîd ("adalet ve tevhid ehli") olarak adlandırır[2][1]. Özellikle kader ve kaza konularındaki yorumları ve inançları nedeniyle İslâm dinindeki diğer mezheplerden ayrılmışlardır; İslâm dininin çoğunluğunu oluşturan mezhepler, ehl-i sünnet, Mu'tezile'yi İslam dışı saymaktadır. Ayrıca Mu'tezile mezhebi akla fazla değer vermesi ve özellikle Abbasiler döneminde felsefe ile girdiği yakın ilişkiler dolayısıyla barındırdığı felsefi metod ve kararlar nedeniyle fazlasıyla eleştirilmiştir. Özellikle de nass (ayet veya hadis) ile akılın çeliştiği noktalarda sıklıkla nassı akla uygun gelecek şekilde yorumlamaları diğer mezheplerde büyük tepki uyandırmıştır. Modern zamanlardaki bazı araştırmacı ve İslam tarihçileri de Mu'tezile mezhebini akla verdiği önem ve metodları bakımından, çeşitli hususlarda rasyonalist olarak tanımlanabilir[3]. Mu'tezile mezhebinin kendi içinde barındırdığı 5 esası vardır, bu esasların ilki olan ve İslâm dininin de ilk esası olan tevhidin bu beş esasın temeli olduğunu öne sürerler[2]. Bazı cemaat ve mezhepler bu düşünceye karşı çıkmıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

5/6/2007 ·

Ölüm ve İntiharın Psikodinamiği

“Doğan bebeğin içinde ölüm var!..”(Sidharta/H. Hesse) 

"Her ölüm erken ölümdür, Tanrım!" diyor Cemal Süreya bir şiirinde. Yıllar önce bir tıp öğrencisiyken mesleğinde başarılı bir profesör olan bir hocamın söylediği sözü de unutamadım bunca yıldır: "Ölmek istemiyorum, tanrı varsa neden beni öldürmek istiyor ki?.." Her ikisinde de "ölüm" ve "ilah" (Mümit) kavramları arasında zorunlu bir ilişkinin hissedildiği ve fakat bitmemiş, tam "içe sinmemiş" bir muhasebenin de devam etmekte olduğu sezilir. Ölüm kavramı insanlık tarihi boyunca hiçbir insanın kayıtsız kalamadığı ürkütücü, esrarlı, insanların merakını tahrik eden ve birçok dini ve felsefi sistemin kendisini bu merak üzerine yapılandırdığı özel bir niteliğe sahiptir. Başkalarının ölümleri de bizi çokça ilgilendirir. Her ölümde kendi ölümümüzden bir parça buluruz çünkü... Her ölüm varolanla aramızdaki bağın bir ilmek gevşemesidir. Ve biz bu örgüde bir ilmek olduğumuzu biliriz.

Ölümü kavrama ve anlamlandırma, hayatı kavrama ve anlamlandırma ile zorunlu ve doğrudan iç irtibatlara sahiptir. Ölümü algılama şekli ya da niteliği hayatı algılamayı, hayatın deveranındaki temel ögeler olan insanın duygu, düşünce ve davranışlarını da, diğer insanlarla olan ilişkilerini de doğrudan etkiler ve hatta belirler.

Ölüm mutlak ve mukadder olsa da zamanı belirsiz olduğu için onu çok uzakta düşünürüz. Yakınımızdaki bir insanın zamansız ölümü bizi ürpertir, bazen ondan sonraki hayatımızı değiştirir. Bu zihnimizi, hayata bakışımızı, yaşayışımızı yeniden düzenleyen bir duygusal şok dalgası oluşturabilir. Annesi, babası, çocuğu ya da eşinin ölümünden sonra hayatında niteliksel büyük değişimler yaşayan, adeta bir başka insan gibi düşünen bakan ve yaşayan bir çok insan tanıdım. Fakat bu değiştirici güç en fazla kişinin bizzat ölümle çok yakından temas edip yeniden yaşamaya devam ettiği, ölümle burun buruna geldiği, kelimenin tam anlamıyla ölümden döndüğü durumlarda görülür. Bu durum "ölümü farketmek"tir. Ölümü farketmek "hayatı farketmek"le sonuçlanır. Hayat anlam ve değer kazanır. Kişi daha uyanık, daha dikkatli bir zihinle çevresine bakar. Tabir yerindeyse teenni ile yaşar. Birinci aşamada ölümü ikinci aşamada hayatı fark eden kişinin hayatı kavrayışında niteliksel bir sıçrama olur (üçüncü aşama) ve dördüncü aşama daha iyi bir hayattır. Bu durumu ağır bir hastalıktan sonra yeniden sağlığına kavuşan kişinin hissettiği nekahet coşkusuna benzetebiliriz. "Yokluğunda farkedilen" sağlık gibi hayat da ciddi bir tehditle karşı karşıya kalındığında gerçek anlamda fark edilmektedir. Yaşlılık dönemi ise hayatın içinde bu muhasebenin kaçınılmaz olarak ortaya çıktığı yaşama devridir. Jorge LuisBorges' in bu duyguyu anlatan dizeleri ne kadar içtendir...

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya, / Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine / Daha çok güneş doğuşu izler / daha çok dağa tırmanır, / Daha çok nehirde yüzerdim. / (...) / Yaşam budur, anlar, sadece anlar / Sizde anı yaşayın / (...) / Eğer yeniden başlayabilseydim / İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. / Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla. / Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, / Çocuklarla oynardım, bir şansım daha olsaydı eğer / Ama işte 85'indeyim ve biliyorum... / Ölüyorum...

Ölümü nasıl anlamlandırırsanız, hayatı da öyle anlamlandırmış olursunuz. Hayatı nasıl anlamlandırırsanız hayatın ötesini de öyle anlamlandırmış olursunuz. "Vicdan, birisinin bizi gözetlediğini ihtar eden sistir" diyor Epiktetos. Bunu şöyle de anlayabiliriz: Vicdan denen şey her şeyi gören, duyan birinin varlığını kendi derinliklerinde -apaçık olmayan şekilde- hissetmektir. Birinin sizi gözetlediğini düşünüyorsanız yalnızken de davranışlarınızı kontrol etmeye özen gösterirsiniz. Bu nedenle insanın kendi fiillerinden dolayı hesap vereceği inancı rehberliğinde yaşantısını düzenlemesi ile ölümü değerlendirmesi ve karşılaması arasında ve bu ikisiyle de bir hesap sorucu ve ödüllendiriciye inanmak arasında birbirini belirleyen psişik ilişkiler mevcuttur.

Kitabî dinlerde ölümden sonraki hayata ve muhasebeye inanıldığı için inananlar yaşarken dürüst ahlaklı ve "iyilik üzere" olmaları yönünde desteklenir ve uyarılır. Kitabi dinlerden sonra tenasuh fikrine inanan topluluklarda yine benzer bir argümanla o inancın müminleri iyiye davet edilir. Kötü fiiller işleyenler bir sonraki hayatlarında kötü ve azap verici bedenlere girecekler, iyiler ve arınanlar ise daha iyi, güzel, latif bedenlerde misafir edileceklerdir. Brahmanizm, manişeizm ve batınilikte tenasuha (ruhların cesetten cesede geçmesi) inanılır. İslam coğrafyasında 8. yüzyılda başlayan İsmailiye hareketinin evrimiyle daha sonra Karmatilik, Mazdekilik gibi bir çok versiyonları ortaya çıkan Batınilik hareketinin inanç esaslarını belirleyen temel kabullerden biri tenasuhtur. İslam coğrafyasındaki Batıniliğin Yahudilerdeki karşılığı olarak düşünebileceğimiz Kabalizmde de tenasuh inancı belirleyicidir. Tenasuh inancı sözkonusu olunca ilk akla gelen inanç sistemi olan Hinduizm'de ise iyilik-kötülük kavramlarının, ahlaki tutum ve değerlerin, davranışların, kısacası tüm hayatın etrafında şekillendiği temel inanç halkasıdır tenasuh.

Ölüm düşüncesinin varlığı insanın sınırsız bir iştahla hemcinslerini sömürmesini önlemeye çalışan dini ve ahlaki sistemleri destekler. Kişiliğin ve benliğin iç üniteleri arasında, meşruiyet sınırı tanımaksızın çıkar ve haz peşinde koşan daha alt basamaktaki yapıların, daha üst yapıları temsil eden ve ahlaki-dini-toplumsal- sanatsal ürünlere kaynaklık eden süreçlerce kontrolünü destekler. "İnsanın terbiye edilmesinde" önemli yer tutar. Kişinin bireysel gelişimine (tekemmül) katkıda bulunur. Ancak ölüm düşüncesini ifrat derecede öne alarak kişinin yaşanan somut dünya ve gerçeklikle bağlantısını zayıflatacak veya onu önemsiz görecek bir bakış açısının da son derece sağlıksız olduğunu unutmamak gerekir. Stoik felsefenin hayata ve ölüme karşı lakaydisini de aşıp ölüme bir parça daha yakın duran bu tutum bazı tasavvufi pratiklerde de karşımıza çıkabilmektedir. (Hayatı hafife alan bu düşünce ve bu düşünceye kaynaklık eden duygu "ümidinizi kesmeyiniz..." çağrısına muhatap ümitvar, dinç ve uyanık ruh haline taban tabana zıt bir halet-i ruhiye'nin tezahürüdür. Bu kavrayış toplumda meyusiyeti ve ataleti pekiştiren bir "ölü toprağı" işleviyle seyrek olmayarak karşımıza çıkabilmekte hatta bazen bir erdem olarak kabul edilebilmektedir). Ölüm ne kadar gerçekse hayat da o kadar gerçektir. Ve insanın sermayesi ölüm değil hayattır. Bu itibarla öncelikli ve işlevsel olması gereken hayattır.

Bazı insanlar bazı insanlardan daha kolay ölümü kabullenebilir mi? Herkes ölüm karşısında aynı derecede mi korku duyar? Ruhbilimcilerin bu ve benzeri sorulara verdikleri cevaplar ilginçtir: Tabi ki her şeyden önce ölüm karşısında duyulan korku ölümü nasıl algıladığınıza bağlıdır. Ölümün, daha önce kaybettiği bütün sevdiklerine kavuşmasına vesile olacak bir "visal kapısı" (kavuşma yeri), bir başka hayatın başlangıcı olduğu inancına sahip bir insanla ölümün sonsuz bir yok oluş olduğuna inanan bir insanın ölüm karşısında hissettikleri elbette aynı olmayacaktır. Bazı insanların ölüm hakkındaki inancı daha çok bir temennidir ve yeterince avutucu değildir:

"Cihana tekrar gelmek hayal edilse bile / Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle..."

...Bir başka şairin "Ölecek miyim tam da söyleyecek çağımda / Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda" beytini aynı şairin "Ölüm güzel şey budur perde ardından haber / Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber..." beytiyle telif etmeye kalktığımızda ise ölüm karşısında karmaşık bir duygu halitasıyla karşılaşırız. Şair kendi içindeki ölüme karşı çıkışa karşı çıkar.

Ancak Ölümün ne'liğine ilişkin inançtan başka, kişinin ölüm karşısındaki tavrını belirleyen çok önemli bir faktör daha vardır; yaşanan hayatın tatmin düzeyi. Eğer yaşadığı hayattan pişmanlık duymuyorsa, 'bir hayatım daha olsa aynı şekilde yaşardım' diyebiliyorsa ölüm karşısında daha güçlü olacaktır kişi. Muhayyel bir gelecekte güzel günler, mutlu, huzurlu zamanlar yaşayacağı hayaliyle sürekli hayatını erteleyen insanlar psikolojik olarak ölüme en hazırlıksız insanlardır. O günler bir türlü gelmez, o belirsiz hedef hep önlerindedir, kendi gölgelerini kovalar dururlar ve bir gün saat aniden duruverir. Ölüme yapılacak en büyük hazırlık yaşamayı ertelememektir. Ertelenmemesi gereken yaşamaktır. Yaşamak nedir?'in cevabı ise kişinin hayatı ve varoluşu nasıl anlamlandırdığı ile ilişkili olacaktır. Anlatmaya çabaladığım bu durumu stoacı felsefeciler kısa bir cümlede özetlemeyi başarmışlardır: "İyi yaşamak iyi ölmektir."

İnsanlık tarihi boyunca en köklü ve karşı konulmaz sorunlardan biri ve belki başta geleni, insanoğlunun ölüm karşısında duyduğu ürpertidir' demiştik Ölümle yakın ilişkisi temelinde insanların hiçbir dönemde ilgisiz kalamadıkları bir diğer evrensel sorun ise halen tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ilk on sıradaki yerini tüm önleme ve sağaltım çabalarına rağmen koruyan intihar olgusudur.

İntihar, toplumdan topluma ve kültürden kültüre gerek görülme sıklığı ve şekli ve gerekse bu olgunun toplumda oluşturduğu tepki ve yargı açısından büyük değişkenlikler gösteren, psikolojik, psikiyatrik, sosyolojik, kültürel, genetik, dini, ekonomik pek çok boyutu olan çok bileşenli bir niteliğe sahiptir.

 

RehaFırat   

Yorum (1) Yorum yaz!

18/5/2007 ·

YA

HAYIR KONUŞUN

YA DA 

SUSUN

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/5/2007 ·

Güle Güle kardelen

Kardelen Bir zemheri günü dirilir

kardelen Coşar türkü türkü yorulur

 kardelen Kader ise eğer o da boyun eğer

 Hoyrat eller değer vurulur

 kardelen Yıllık bir görüşte ilk ve son gülüşte

Bir günlük bir düşte görülür

 kardelen Kutsal bir toprağı öper gül dudağı

Sararır yaprağı ölür kardelen

 Zemheride olsun sonsuzlukta buluşmak

 İhanet olmasın baharla sevdamızda

 Kardelen vakitsizliği desinler

Akşam ayaz ve beyaz

 yalnızlıkla örtülsün sevdalarım

 Güle güle KARDELEN güle güle

 

 

 

 

Yorum (2) Yorum yaz!

7/5/2007 ·

ölüm

Ölüm Noktürnü

 

 


seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm

çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm

o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm

akkor dudaklarından ağı düştü içime
yollarında yürürken sanki insandı ölüm

viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm

bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm

süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm

her akşam tufanında harap oldu güneşim
gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm

sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm

ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm

Nurullah Genç

 

Yorum (1) Yorum yaz!

30/4/2007 ·

Ayetlerle konuşan kadın

 

Kur'an dan ne biliyoruz?


İmanın altı temel esasından birisi de ‘kitaplara iman’dır. Kitapların kitabı ve sonuncusu olan Kur’an’a inanmak ve onu rehber edinmek, Müslümanlığımızın icabıdır. Kur’an’ı rehber edinmek, her işimizde ona göre yaşamak demektir. Ne mutlu bize ki, elimizde Kur’an gibi bir mu’ciz-i bâkî mevcuttur. Ancak, bu ebedi mucizeyi ne derece anlayabiliyor ve ne kadarını yaşayabiliyoruz? Ya da Kur’an-ı Kerim’den, hayatımıza ışık yaptığımız kaç ayet-i celile biliyoruz?..

 

Kur’an’ı anlamak, ayetlerin birer cümlelik meallerini okumak ve öğrenmek değildir; ayetlerin nelere delalet ettiğini, pratik hayatta uygulanmasının yaşanılan zaman içerisinde nasıl olacağını bilmek gerekir. Kur’an’a ihlasla bağlı olanlar,-tabir caizse-ona aşık olanlar; attıkları her adım ve söyledikleri her söz için Kur’an’dan delil ararlar. Adeta ‘fena fi’l- Kur’an’ olmuş(‘Kur’an’ın meczubu olmuş’ da denebilir..) şu mübarek kadının hali; Kur’an’a ilgisizliğimiz karşısında ne kadar anlamlı ve ibretlidir!:
         Abdullah b.Mübarek * anlatıyor:
         “Hac farizasını eda edip Hz.Peygamber (s.a.v.)’in Ravza’sını da ziyaret ettikten sonra memleketime dönmek üzere yola çıkmıştım. Tam bu sırada, ileride yolun üstünde bir karartı gördüm. Yanına yaklaşınca yaşlı bir kadın olduğunu fark ettim. Önce ona selam verdim. O da;

-‘Onlara(cennet ehline) merhametli olan Rablerinden kıymetli bir selam vardır’(Yâsîn S.,58) ayetiyle karşılık verdi. Ona;

-Allah iyiliğini versin, bu mekanda yalnız başına ne yapıyorsun? diye sorunca, yaşlı kadın;

-‘Allah, kimi şaşırtırsa artık onun için yol gösteren yoktur’(el-‘A’raf,186) ayetini okudu. Yani; Allah, kimi kötü ameli nedeniyle sapıtırsa, onu doğru yola iletecek birini bulamazsın. Yaşlı kadının bu okuduğu ayet-i kerimeden, yolunu kaybettiği anlaşılıyordu. Ona tekrar sordum:

-Nereye gitmek istiyorsun? (Yardım edeyim)... Yaşlı kadın;

-‘Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan uzaktır. O, gerçekten işitendir, görendir’(el-İsrâ,1) ayetini okudu. Yaşlı kadın, bu ayet-i kerime ile de; hac farizasını eda ettikten sonra memleketi olan Kudüs’e gitmek istediğini ifade etmiş oluyordu. Tekrar sordum:

-Ne zamandan beri buradasın? Kadın;

-‘Üç gün boyunca’(Meryem Sûresi,10) diye cevap verdi. Ben de ona;

-Üç günden beri aç, susuz ve yapayalnız nasıl dayanabildin? diye sorunca, yaşlı kadın;

-‘Beni yediren ve içiren O’dur(Allah’tır)’ (Şuarâ S.,79) ayetini okudu. Tekrar sordum:

-Bakıyorum, yanında suyun da yoktur. Ne ile abdest alıyorsun? Yaşlı kadın;

-‘...Ve bu hallerde su bulamazsanız, temiz toprakla teyemmüm ediniz’(el-Maide,6) ayetini okudu. Bunun üzerine yaşlı kadına, yanımdaki yiyecekten bir miktar vermek isteyince bunu reddederek;

-‘...Sonra akşama kadar orucu tamamlayınız’ (el-Bakara,184) ayet-i kerimesiyle oruçlu olduğunu anlatmak isteyince, ona dedim ki;

-Ramazan ayında olmadığımızı biliyorsun (Onun için oruç tutmana gerek yok). Yaşlı kadın;

-‘...Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, şüphesiz Allah (yaptığı iyiliği) kabul eder ve (yapılan iyiliği) hakkıyla bilendir’(el-Bakara,158) ayet-i kerimesini okudu. Ben, tekrar kadını ikaz mahiyetinde;

-Yolculuk esnasında oruç tutmayıp iftar etmek bize mübah kılınmıştır, deyince; yaşlı kadın;

‘...Eğer bilirseniz (güçlüğüne, zorluğuna rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır’(el-Bakara,158) ayet-i kerimesini okudu.

Yaşlı kadının, her sorduğuma Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerle cevap vermesi üzerine ona;

-Neden, seninle konuştuğum gibi sen de benimle konuşmuyorsun? diye sorduğumda, kadın;

-‘İnsanın ağzından hiçbir söz çıkmasın ki, yanında gözleyici ve yazmaya hazır melek bulunmasın (hemen konuştuklarını kaydetmek için)’(el-Kâf,18) ayetini okudu.

Yaşlı kadının Kur’an’a karşı bağlılığı ve hassasiyeti karşısında;

-Özür dilerim; (ne olur!) hakkını helal et, dedim. Yaşlı kadın;

-‘(Yusuf) dedi ki; bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir’(Yusuf S.,92) ayetini okuyunca, ona;

-Seni, kafilene(arkadaşlarına) yetiştirmek için buyur, deveme bin, dedim...”

Acaba bu mübarek yaşlı kadın, bu teklife ne cevap verdi? Daha doğrusu, hangi ayeti okudu?..Yaşlı kadınla Abdullah b.Mübarek arasındaki deruunî sohbet nasıl devam etti ve noktalandı? Yaşlı kadını, Kur’an’a bu denli bağlı kılan hikmet neydi? İsterseniz, gelecek yazıda devam edelim. Hepimiz şimdiden Kur’an karşısında iyi bir nefs muhasebesi yapalım. Ve İslam’ın büyük şairi M.Akif’in şu mısralarıyla uyanalım:

“Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına;

Ya üfler geçeriz, bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!

28/4/2007 ·

Interneti Türkler Bulsaydı

i n t e r n e t i  t ü r k l e r  b u l s a y d 

 

 


Bilgisayar acilis mesajlari:
- Ad Soyad girin
- Sifrenizi girin                                
- Ikametgah girin
- Nufus sureti girin
- Annenizin genc kızlık soyadını girin


Internette gideceginiz adresi yazdiktan sonra ekrana gelen mesajlar:
- Emin misiniz?
- Ciddi misiniz?
- Bak son defa soruyorum!
- Günah benden gitti, bagliyorum.

 

e-mail almak icin yapilmasi gerekli islemler:
1. Nufus Cuzdani asli ve noter tastikli fotokopisi
2.Ikametgah senedi
3.Savciliktan iyi hal kagidi
4. 6 fotograf
5.Son 3 ay icinde alinmis isme tescilli elektrik,su,dogalgaz faturasi
(odenmis olacak)
6. Erkek kullanicilarin Askerlikle iliskileri olmadigina dair tecil belgesi veya teskere belgesinin Noter tasdikli sureti.
7. 18 yasini doldurmamis kullanicilarda velilerinin yazili izin belgesi...
Not: Internet e-mail kullanim depozitosu 400$ olup aylik 50 milyon kullanim ucreti alinacaktir faturasini odemeyen abonenin e.maili kesilir.
(not: Internet isleri genel Mudurlugu, hicbir tebligat yapmadan abonenin e-mail adresini onceden haber vermeden kapatma veya degistirme hakkina sahiptir)

 

Baglanamama mesajlarI:
- Bu siteye giris Internet Yuksek Konseyi tarafindan yasaklanmistir.
- RTUK bu siteyi,cocuklarin zihinsel gelisimini engellediginden
dolayi bir(1) gun sure ile kapatmistir. - Aradiginiz adres Anayasa'ya aykiri bulunmustur.
- Site borcundan dolayi kapatilmistir

Baglanma mesajlari :
- Sitemizi sectiginiz icin tesekkür ederiz, sitemize girmekle artık sadece bizim sitemize geleceginize ve baska hic bir adrese gitmeyeceginize dair bir anlasmayi kabul etmis oluyorsunuz. Bu durumu kabul ediyorsaniz "Evet", etmiyorsaniz "Evet" tusuna basin. Ihtilaf halinde Istanbul Mahkemeleri gecerli olacaktir.

 

Hata mesajlari:
- Ulasmaya calistiginiz bilgisayarin mahallesinde elektrikler kesik oldugundan baglanti kurulamiyor.
- Eksik tusa bastiniz, lutfen tekrar deneyin.
- "Q" harfine bastiniz, bu durumun bir yanlislik sonucu olduguna inaniyoruz, Bir kez daha "Q" harfine basmanız halinde bilgisayariniz takibe alinacaktir.
- Hatasiz bilgisayar olmaz.
- Kime sikayet ederseniz edin.
                   


 

              m e s u t            

 


Yorum (6) Yorum yaz!

« Önceki ::